TAKINTILI İNSANLARIN ZİHNİ NELERLE MEŞGULDÜR?
 

İnsanlar zaman zaman psikoterapiye düşünceleriyle boğuşmaktan bitkin düşmüş, zihinlerinin ve hayatlarının kontrolden çıkmış olduğunu düşünerek, yoğun endişeyle gelirler. Bu kişiler, kendilerini düşünmekten alıkoyamadıkları sürekli düşünceler, dürtüler, hayaller ya
da imgelerden şikayet ederler. Takıntılarını ortadan kaldırmak ya da bunların doğurduğu kaygı ve huzursuzluğu gidermek için yaptıkları zihinsel eylemler ya da yineleyici davranışlar vardır. Çoğunlukla bunlar hastalık, ölüm, istenmedik bir durum gibi korkulan bir olaydan ‘büyüsel’ olarak korunma ya da kaçınma amacını taşırlar.

 

Takıntı sorunu yaşayan insanların temel bazı benzer özellikleri vardır. Çoğunlukla belirsizliği tolere etmekte zorlanırlar; her şey net olsun belirgin olsun isterler; sürpriz
durumlar ya da planlarının bekledikleri gibi gerçekleşmemesi onları başa çıkmakta zorlandıkları bir huzursuzluğa sürükler. Hep bir A planı, B planı, C planları vardır. Mükemmeliyetçidirler ve bu yüzden karar vermekte çok zorlanırlar. Kendileri ve diğer insanlarla ilgili çok katı kuralları vardır ve ilişkilerde bu anlamda çok zorlanırlar. Çünkü bunlar kişinin kendisi için kuraldır ama çevreleri için aynı düzeyde önem arz etmeyebilir. Ya hep ya hiç tarzı bir değerlendirme biçimleri vardır. Kendileri ya da çevrelerindeki diğer insanların bir şeyi istediklerinden, planladıklarından biraz az yapmalarının neredeyse hiç
yapmamalarıyla aynı anlama geldiğini düşünürler; bu yüzden kendilerine de çevrelerindeki diğer insanlara da çok fazla yüklenirler. Bazen ‘ Eğer bir şeyi eksik yaparsam ya da bir şeyi tam yapmak için yeterli enerji ve zamanım yoksa o şeyi hiç yapmayım daha iyi…’ diye düşündükleri için yapmaları gereken birçok işi erteleyebilirler.

 

Kendilerini hayatlarındaki ve çevrelerindeki pek çok şeyle ilgili sorumlu hissederler. Bu yüzden genellikle yolunda gitmeyen şeylerle ilgili kendilerini suçlarlar. Her şeyi kontrol
etmek isterler; bu yolla beklenmedik kötü olaylarla karşılaşmalarını engellediklerini düşünürler. Kendi hayatlarını ve yakınlarının hayatlarını kontrol etmeye çalıştıkları için insanlar tarafından çok müdahaleci ve bazen saldırgan, baskıcı olarak değerlendirilirler. Bu
durum onların haksızlığa uğradıklarını düşünmelerine ve incinmelerine, bazen öfkelenmelerine neden olur. Zihinlerine üşüşen rahatsız edici, kafalarından atamadıkları
olumsuz düşünceler onları çok fazla huzursuz eder ve bu düşünceleri kontrol etmeye çalışırlar ancak bu çaba nafiledir ve ne yazık ki düşünceler bastırılmaya, ortadan kaldırılmaya
çalışıldıkça kişiyi daha çok rahatsız eder. Bu düşünceyi ortadan kaldırma çabasının genellikle iki nedeni vardır. İlki bir olayın olma ihtimalini düşünüyor olmanın o olayın gerçekleşmesine 
neden olacağı, olayın olma ihtimalini arttıracağı inancıdır. Örneğin; kişi çocuğuna zarar
geleceği düşüncesini kafasından atmazsa gerçekten de aklına gelenin başına geleceğinden korkar. Bir diğer nedeni ise kişinin olumsuz, ahlaksızca ve kendince yasak olduğunu
düşündüğü bir şeyi düşünüyor olmanın ya da bunu yapmayı istiyor olmanın o şeyi yapmakla aynı anlama geldiğini düşünmesidir. Mesela aklından kendince ahlaksızca bir düşünce geçtiğinde bunun kendisiyle ilgili, yapmış kadar suçlu biri olduğu anlamına geldiğini düşünür.
Düşüncelerinin ve isteklerinin yarattığı huzursuzlukla başa çıkmakta zorlanan kişi, rahatlamak için ya tekrarlayan bazı davranışlar, ritüeller yapar (kötü bir şey olmasın diye kapı kolunu her defasında üç kere açıp kapatmak gibi) ya düşünceyi başka bir düşünceyle etkisiz hale getirmeye çalışır ya da zihnindeki felaket senaryolarının gerçekleşip gerçekleşmeyeceğine dair soru sorma, araştırma gibi güvence arama davranışları yapar. Bütün bu uğraşlar kişiye kısa süreli rahatlama sağlar ancak uzun vadede takıntı kısır döngüsünün bir parçası olarak
işlev görür.

 

Kişinin kendisini iyi hissettiği, hayatının yolunda gittiği ve kendince hayatının kontrolünün kendisinde olduğunu hissettiği zamanlarda takıntılar azalır; ancak stresin yoğun
olduğu dönemlerde takıntılar artma eğilimi gösterir. Takıntılı kişi stresli durumlarla, hayatındaki gerçek sorunlarla, dikkatini dağıtarak başa çıkmaya çalışır. Takıntılar bu noktada devreye girer, kişinin hayatında bir işlev görür. Dikkati dağıtma başa çıkma yolunu zaman zaman kullanmanın işlevsel olacağı ancak her başa çıkma davranışının sürekli ve her durum için kullanılmasının sağlıksız ve işlevsiz olduğu unutulmamalıdır.

 

Çocukluğumuzdan itibaren öğrendiğimiz ve kullandığımız her başa çıkma yolu hayatta kalmamız için ihtiyacımız olan aletlerdendir. Alet çantamız ne kadar çeşitli ve farklı
durumlarda kullanılabilir, işe yarar aletlerle dolu olursa, yani diğer bir deyişle davranış repertuarımız ne kadar geniş olursa o kadar huzurlu oluruz; sorunlarımızla o kadar etkin bir şekilde başa çıkmış oluruz ve kendimizi güçlü hissederiz.